Tatil
Tatil, tatil yerleri, güzel yerler, deniz tatil, turlar, tatil seçenekleri hakkında bilgi içeren yazılar
Tatil, tatil yerleri, güzel yerler, deniz tatil, turlar, tatil seçenekleri hakkında bilgi içeren yazılar
Antalya’nın 3 km. batısında, yaklaşık 1.5 km. uzunluğunda kum çakıl karışımı bir plajdır. Belediyenin yaptırıp işletmeye açtığı halka açık plaj tesisleriyle yeme, içme ihtiyacına cevap verebilecek gazinolar, pansiyonlar ve oteller vardır Bu Yazıyı Paylaşın
Ülkemiz golf turizmi potansiyeli açısından oldukça elverişli bir altyapıya sahiptir. Geniş alanların varlığı, Akdeniz ve Ege kıyılarının yıl boyunca golf oynamaya elverişli ılıman iklimi, golf turizmi için büyük potansiyel yaratmaktadır. Antalya-Serik-Belek çevresi, golf sporunun kalbi konumundadır. Bu bölge, 4 ve 5 yıldızlı otellerin bulunduğu, Türkiye’deki en iyi bakılan ve tasarlanan golf parkurlarını içermektedir. Bu Yazıyı Paylaşın
İlimiz, Güzelyurt İlçesi Yaprakhisar Köyünde Ihlara Vadisinin yanı başında bulunan Ziga Kaplıcalarının sıcak suları birçok mineralin birleşiminden oluşmuş ve içerisinde bol miktarda kalsiyum ve sodyum ile klorür iyonu ve hidrokarbonat iyonu bulunmaktadır. 48 ºC sıcaklığında 150 lt/sn debisi olan mineral bakımından oldukça zengin banyo uygulamaları şeklinde romatizmal hastalıkların kronik dönemlerinde yardımcı/tamamlayıcı tedavisinde, helioterapi/UV ile birlikte kullanılarak kaşıntılı ve döküntülü deri hastalıklarının tedavisinde yardımcı/tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak, ortopedik ve nörolojik rahatsızlıkların rehabilitasyonunda kullanılmaktadır. Anılan kaynak içme ve impalasyon kürlerinde de kullanılabilir nitelikte sıcak su elde edilmiştir. Ihlara Vadisine hakim 39.000m² alanın içerisinde 6.030 m².si otel tesisi, 2.877m².si kür tesisinden oluşan toplam 8.907m²’lik kapalı alanı bulunan 350 yataklı, 5 yıldızlı termal tesis ve kür merkezi Yap-İşlet- Devret modeli ile Hitit İnş.A.Ş. ye tahsis edilmiş olup, tesisin yapım çalışmaları başlamıştır. Ayrıca, 1 adet özel mülkiyet içerisinde 100 yataklı Apart termal tesis işletmeye açıktır. İçinde bulunan katyon ve anyonların traverten oluşumuna uygun olması dolayısıyla birinci derece kaynak kullanım zonu içerisinde kalan bölgenin bir proje ile traverten alanı oluşturma çalışmaları başlatılmış olup, bölgenin doğal güzelliğine katkıda bulunacaktır. Bu Yazıyı Paylaşın
Ekolojik tarımla uğraşan Discovery Türkiye çiftlik evlerinde bir yandan tatilinizi yapıp bir yandan da üretime katkıda bulunabilirsiniz. En son ne zaman zeytin toplayıp arpa ektiniz? Son yıllarda hiç kerpiç evlerde uyuyup horoz sesleriyle uyandınız mı? Bütün bir yılın veya sadece bir haftanın yorgunluğunu, gerçek bir çiftlik evinde bahçe işleri ile uğraşarak, doğal besinlerle beslenip, doğada uzun yürüyüşler yaparak atmaya ne dersiniz? Şehir hayatından skılıyor, yaşam tarzınızın monotonluğu, gün geçtikçe kendinizi daha sağlıksız hissetmenize sebep oluyorsa, doğayla baş başa kalacağınız gerçek bir tatile ihtiyacınız var demektir. Discoverytürkiye çiftlik evleri, şehir insanını çiftlik yaşamındaki hayatla kısa bir süreliğine de olsa buluşturmayı hedefliyor. Çiftlik evlerimizde kısa ya da uzun süreli tatil yapmayı seçen misafirlerimiz isterlerse gönüllü çalışarak ve çiftliğe belli bir katkı payı ödeyerek eş ve çocuklarıyla birlikte konuğumuz oluyorlar. Böylece geçirdikleri sağlıklı ve keyifli bir tatilin yanı sıra, ekolojik tarıma ve kırsal kalkınmaya da katkı sağlıyorlar. Tükettikleri ürünlerin kaynağını tanımak ve kırsal yaşam hayatını deneyimlemek de cabası… Discoverytürkiye çiftlik evlerinde kalacağınız süre içinde biryandan dinlenirken, diğer yandan da günlük taze süt, yumurta ve peynirler, yöresel ev yemekleri ve tamamen doğal besinlerle beslenmenin keyfini yaşarsınız. İsterseniz ev sahibinize günlük işlerinde gönüllü yardımcı olur, isterseniz uzun doğa yürüyüşleri veya atlı gezintiler yaparsınız. Ya da doğanın muhteşem dinginliği içinde, bir meyve ağacının tatlı serinliğinde kitabınızı okurken, dalından taze meyve koparmanın da hazzını yaşarsınız. Eğer doğal yaşamayı seven, gerçek sevgi ve paylaşımın doğal ortamlar içinde bulunduğuna inanan, huzur arayan biriyseniz, ev sahibinizin evinde sizin için ayırdığı bir odada konaklarken, sofrasında yediklerini paylaşırken kültürler arası alışverişin muhteşem güzelliğini deneyimler, yaşamınıza girecek olan yeni renkleri keşfedersiniz. Discoverytürkiye çiftlik evleri yıldızlı otellerin sağladığı konfordan uzak ama her türlü ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz, ticari kar beklentileri olmayan ama varlıklarının devamı için de maddi katkılarınıza ve gönüllü çalışmalarınıza ihtiyaç duyan mütevazı birer konaklama tesisleridir… Şehir hayatından bunalıp doğayla baş başa kalmayı hayal ediyorsanız, hemen hemen Türkiye’nin her bölgesindeki Discoverytürkiye özel çiftlik evlerinden birine kaçabilirsiniz. Bu Yazıyı Paylaşın
KARASU İstanbul ve Kocaelililer de ilgi gösteriyor ama bu sahil asıl Sakaryalıların yazlığı. Adapazarı’ndan 52 km’lik asfalt yolla ulaşılan Karasu kuzeye ve güneye yazlık evler ve sitelerle her yıl biraz daha büyüyordu. 17 Ağustos, arkasından 12 Kasım 1999 depremleri bölgeyi de etkiledi. Bölge çok büyük hasar görmese de depremden etkilendi. Ayrıca depremde büyük yara alan İzmit ve Adapazarlı yazlıkçılar bu yıl bölgeye pek gitme fırsatı bulamadılar. Yazlıkları hasar görmeyen fakat kentlerdeki evleri yıkılan bir kısım yurttaşlar da bu evlerde oturmayı seçmek durumunda kaldılar. Yazlık evlerin son yıllarda hızla arttığı, sahilin apartmanlaşmaya başladığı bölgede depremden sonra nasıl bir gelişme olacağını hep birlikte göreceğiz. Sahile çıktığınızda Karadeniz iklimi ve doğası kendini hissettirmeye başlıyor. Yolda sağınızda solunuzda sıralanan fındıklıklar Karadeniz’de olduğunuzun ilk işaretlerini vermeye başlıyor. Yer yer denizi görerek yol alıyorsunuz. Çoğu zaman da yazlıklar denizle aranıza giriyor. Çevrede çok sayıda küçük göletler göreceksiniz. Kışın dalgalar çoğaldığında denizle karışan gölcükler yazın ayrılıyor denizden. Bunların hemen tümünde bir küçük olta atarak şansınızı deneyebilirsiniz. Büyük Akgöl, Açanlar, Küçükboğaz gölleri bunlardan bir kaçı. küçükboğaz Gölünün yanı başında (yol üzerinde solunuzda) bir kır lokantası var. Yemek yerken bir iki kadeh de içip kalış zamanınızı uzatacaksanız küçük çocuklarınızın sıkılmaması için ellerine birer olta verin. Endişe de etmeyin, göl kıyısı çok sığdır. Karasu’dan sahil boyunca ilerleyen yoldan kuzeye doğru 18 km. ilerlerseniz Kocaali’ye, 27 km. daha ilerlerseniz Akçakoca’ya ulaşırsınız. Yol boyunca güzel bahçelerle donanmış şirin karadeniz köylerinden geçeceksiniz. Aceleniz yoksa köy kahvelerinde mola verip çay içebilirsiniz. Balıkçılık ve fındıkçılıkla geçinen köylüler dostlukla karşılayacaklardır. MADEN DERESİ Karasu ve Kocaali’ye kadar gelmişken deniz kıyısının sıcağından bunalanları serin bir yere çağırıyoruz. Karasu-Kocaali arasından içeriye doğru girince Cam Dağlarından kaynaklanan Maden Deresi’ne ulaşacaksınız. Derenin sesini dinleyerek, yeşile bezeli bir çerede yürüyüşler yapmak ve güzel bir kır sofrası kurmak için ideal bir yer. Düşünün bir kere şırıl şırıl akan bir derenin kenarında suyun ve kuşların sesini dinleyerek piknik yapmayalı kaç yıl oldu ? Çok eskiden burada kurşun, boraks, çinko ve altın madenleri varmış. 1914’de bütün galerileri çökerterek bölgeyi terketmiş işletmecileri. Kayın, çınar, ceviz, elbette en çok da fındık ağaçlarıyla donanmış. Ekim-Kasım aylarındaysanız kestane toplayabilirisiniz. Çevrede meyve ve sebze yetiştiriliyor. Bahçesinde çalışan bir üreticiden hemen orada koparılan sebzeler alabilirsiniz. Otların üzerine bir yaygı serip yanınızda getirdiklerinizle piknik yapmak istemezseniz Şeref İskender’in alabalık tesislerine gidebilirsiniz. Yanınızda getirdiklerinizi burada da yiyebilirsiniz. Ama yörenin tereyağında pişmiş alabalıklarını tavsiye ediyoruz. Ağaçlar altında kiremit damlı ahşap kamelyelerde oturup yiyebilirsiniz. Balık sevmiyorsanız saç kavurma ve salataya buyurun. Her türlü içki servisi de var. İskender Bey isterseniz şerefinize şampanya bile patlatabilir. Fiyatları da makul düzeyde. Maden Deresi’nde konaklama olanağı yok. Çadırınızı yanınızda getirmediyseniz Karasu veya Kocaali’ye gitmeniz gerekir. Güzel bir yemek yiyip, demlikle gelen tavşankanı çayı içtikten sonra bir kilim serip ağaçların altında güzel bir öğlen uykusu çekebilirsiniz. Kuşların ve kurbağaların sesinden başka ses yok. Mevsimine göre yaban çileği, böğürtlen toplayabilirsiniz. Kentlerde büyüyen çocuklarınız için güzel bir değişiklik olur. Paçalarınızı sıvayıp derenin içinde yürüyüş de yapabilirsiniz. Derenin sularından yararlanan bir alabalık çiftliği de kurulmuş. Uğrarsanız hem seyreder hem de balık alabilirsiniz. POYRAZLAR GÖLÜ İstanbul’un yanıbaşında, çevresi Çam ve meşelerle kaplı, bahar aylarında yamaçları rengarenk çiçeklerle süslenen, sularında kuğuların dans ettiği bir göl var, Poyrazlar Gölü. Poyrazlar köyü Adapazarı içinden geçilip gidilen bir yerleşim birimi. 80 Haneli köyün geçim kaynağı sebzecilik ve mısır. Bereketli topraklar üzerinde üç kez mahsul alınıyor. Köylünün tazelik ve çeşit açısından meyva sebze sıkıntısı hiç mi hiç yok. Poyrazlar yaz kış dibinden kaynak suyu ile beslenen bir göl. Fazla suları Sakarya nehrine karışan gölde sakarmete, karabatak ve ördekleri sık sık görebilirsiniz. Göç mevsimi, kuğuların da ziyaret ettiği gölün bir bölümü ise sazlıklarla kaplı, nilüferlerle bezeli. Çevresinde köy evlerinin haricinde yapılaşmaya rastlanmıyor. Köy halkı da konuya öylesine duyarlı ki doğanın gönüllü bekçileri ilan etmişler kendilerini. Doğa da oldukça cömert davranmış: Renk renk çiçeklerle kaplı yamaçlar, çam ve meşe ağaçları altında otlayan kuzular, kuşların korosu, gölden yansıyan ılık rüzgar. Orman Genel Müdürlüğüne bağlı Poyrazlar Gölü Milli Egemenlik Parkına hafta sonu gelenlerin sayısı az değil. Uçsuz bucaksız yeşilliklerde yapacağınız bir gezinti sonrası göl kenarındaki kamelyalar arasında soluklanmak, tertemiz havayı içinize çekip piknik yapmak çok hoş. Küçük bir ücret karşılığı girilen parkta, çeşme piknik masaları ve ocaklar, kamelyalar bulunuyor. Çadır kurup kamp yapma imkanı da var. En derin yeri 12 m.ve dibi batak gölde yüzmek “kesinlikle yasak.” Şişme botunu yanında getirenler sahilden orman görevlisine ücretini ödeyerek biraz pullu ve kılçıklı olan kızılkanat balıklarından tutabilirler. Bu Yazıyı Paylaşın
(En iyi zaman: Nisan-Haziran, Eylül-Kasım) Bunların içinde biri en güzeli. Müdavimleri, “Dünyanın en büyük ve en güzel yüzme havuzu” diyor Mauritius Adaları için. İnsanlar buraya kumsalları, palmiye ağaçları ve berrak denizi için geliyor. Ama dünya çapında ününü, birinci sınıf otellerine borçlu. Kenya kıyılarındaki bu muhteşem takımadalarda her tür lüksü bulabilirsiniz. Mercan göllerde su sporları mükemmel. Afrika, Hint ve Fransız mutfaklarından seçilen yemekler müthiş. Gece hayatı ise şehirleri aratmıyor.Mauritius, stil ve sofistikasyon demek.Bu yüzden de otel broşürlerinde “Bermudayla gelmeyin. En şık yazlık giysilerinizi getirin,” yazıyor. Bu Yazıyı Paylaşın
Elazığ’da merkez üssü Karakoçan ilçesi Başyurt beldesi olan 6.0 büyüklüğündeki depremde 51 kişinin öldüğü, 71 kişinin yaralandı…ğını bildirildi. BAŞBAKANLIK AFET VE ACİL DURUM YÖNETİMİ BAŞKANLIĞI: BÖLGEDE ÖLÜ SAYISI 41′E ÇIKMIŞ, 100′E YAKIN VATANDAŞIMIZ DA YARALANMIŞTIR Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı Elazığ’daki depremde ölü sayısının 41′e yükseldiğini, 100′e yakın kişinin yaralandığını bildirdi. Başkanlıktan yapılan yazılı açıklamada, ”Bölgede ölü sayısı 41′e çıkmış, 100′e yakın vatandaşımız da yaralanmıştır” denildi. Açıklamada, depremin ardından en büyüğü 4,4 olmak üzere toplam 40 artçı deprem meydana geldiği belirtildi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: ”Bölgedeki hasarlı yapılara can güvenliği açısından girilmemesi gerekmektedir. Ankara, Kayseri ve Van illerinden 3 ambulans helikopter bölgeye intikal etmiştir. Bölgede toplam 23 araç, 127 arama-kurtarma personeli ile çevre il ve ilçelerden çok sayıda ambulans ve 82 kişilik medikal kurtarma-sağlık ekibi çalışmalara devam etmektedir. Ayrıca, Kızılay tarafından 230 çadır, 1000 battaniye, 20 mevlana evi, 2 seyyar mutfak, 18 personel sevk edilmiştir. Arama kurtarma ve yardım çalışmaları devam etmektedir.”
Globalleşme ile global düzeyde işlenen suçlarda (uyuşturucu, silah kaçakçılığı, terör, çocuk ve kadın ticareti gibi organize suçlar) ciddi artışlar olduğu gözlemlenmektedir. Bu tür faaliyetlerin genişlemesi ile “kara ekonomi” (black economy) adı verilen bir yasa dışı ekonomik faaliyet alanı ortaya çıkmış ve bu tür yasadışı ve kayıtdışı faaliyetlerden elde edilen gelirlerin (kara para) aklanması çabaları yoğunlaşmıştır. Globalleşme, birçok kapalı ekonominin açık hale gelmesini sağlamakta, dünya ticaretini, dünya üretiminin üstüne çıkarmakta; uluslararası piyasaların gelişmesi, bireyler ve kurumların fonlarını sınırsız olarak en yüksek getiriyi alabilecekleri yerlerde değerlendirmelerine imkan tanımaktadır. Bunun yanında globalleşme, modern dünyamızın karakteristiklerinden biri olarak suç alanını da etkilemekte ve organize suçluluk artan ölçüde global bir boyut kazanmaktadır. Globalleşme bir yandan piyasaların işlem hacmini ve araç çeşitliliğini arttırarak, diğer taraftan da mal ticaretini arttırabilmek için gümrüklerdeki bürokrasiyi basitleştirmeye dönük uygulamalar yaparak, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı gibi kara paranın elde edildiği suçların işlenmesini kolaylaştırmaktadır. Bu ortamdan ülkelerin kendisini koruyabilmesi her zaman mümkün olamamakta, bir ülkenin karapara aklaması diğer ülkeler ve global finansal sistem açısından sorun oluşturabilmektedir. Organize suç örgütleri ve sistemin açıklarını bilen bilinçli fertler, açık sınırlardan, özelleştirmeden, serbest ticaret bölgelerinden, sınır güvenliği sağlayamayan devletlerden, kıyı ötesi bankacılık hizmetlerinden, elektronik mali transferlerden, akıllı kartlardan, siber bankacılıktan faydalanarak her gün milyonlarca dolarlık kara parayı aklayabilmektedirler.[i] Global düzeyde kara para faaliyetleri, bu faaliyetler sonucu elde edilen kazançlar ve bu kazançların mali sistem içerisinde aklanması işlemlerini kesin olarak tespit edebilmek oldukça güç, hatta imkansızdır. Uluslar arası Para Fonu, Uluslararası Mali İstatistikler Departmanı dünyadaki toplam karapara miktarını 700 milyar ile 1 trilyon dolar arası bir rakam olarak tahmin etmektedir. Karapara miktarında yıllık 80 ile 100 milyar dolar arası bir artış olduğu ifade edilmektedir. Sadece uyuşturucu ticaretinde yıllık yaklaşık 500 milyar dolarlık bir hacimden bahsedilmektedir. (Ergül,1998:31, Özsoylu, 1998:13). Dünya üzerindeki mevcut kara paranın belli bir büyüklüğü her yıl mali sisteme dahil olmak için aklama operasyonlarına konu olmaktadır. Yine IMF’nin tahminlerine göre, kara para aklama miktarı global gayri safi milli hasılanın yaklaşık %2 ile %5’i oranındadır. G-7 ülkeleri (Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere ve ABD) ile Avrupa Komisyonu tarafından 1989 Temmuz’unda Paris’teki G-7 zirvesinde, kara para aklama ile mücadelede uluslararası işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla kurulmuş FATF (Financial Action Task Force on Money Laundering)’a göre, dünya bankacılık sisteminde her yıl 300 milyar dolar aklanmaktadır. FATF adlı kuruluş 1990 yılında Avrupa ve ABD’de kokain, eroin ve esrar satışlarının toplam tutarının yaklaşık 122 milyar dolar olduğunu ve bunun yaklaşık 85 milyar dolarının aklanmış olabileceğini tahmin etmektedir. Bu rakama dünyanın diğer bölgeleri ile silah ticareti, kadın ve çocuk ticareti, sentetik uyuşturucu ticareti gibi kara para miktarları dahil değildir. (Ergül,,1998:33.) Organize suçlar sonucu elde edilen kazançların aklanmasında kıyı bankacılığı çok önemli bir rol oynamaktadır. Kıyı bankacılığı (off-shore banking) 1960’lı yıllardan itibaren, genellikle vergi cennetleri denilen ülkelerde oluşmaya başlamıştır. Bu ülkeler sağladıkları vergi avantajları ve denetimsizlik ile fon yatırımları ve finansal hizmetler bakımından bir cazibe merkezi oluşturmuşlardır. Vergi cennetlerinde sağlanan başlıca vergi avantajları şunlardır: gelir ve sermayeden vergi alınmaması, banka ve ticari sırların korunması, aktif bir banka sektörü altyapısı bulundurulması, iyi bir iletişim ağı ve teknolojisine sahip olunması, istikrarlı bir politik ve ekonomik görüntü sergilenmesi, yabancı sermayeye ayrıcalıklı davranılması (Kızılot, 1999:173)[ii] 1970’li yıllarda kıyı bankacılığının gelişmesine paralel olarak uyuşturucu trafiğinde de bir artma görülmektedir. Karaparanın plasmanında en yaygın yöntem olarak kıyı bankacılığı sistemi kullanılmaktadır. Vergi Cenneti olarak bilinen ülkelerde yerleşik kıyı bankalarında çok büyük miktarlarda fonlar tutulmaktadır. Citibank, Chase Manhattan, Swiss Bank and Trust Corporations, Schrodes, Midland, Barclays gibi dünyanın büyük ve saygın kuruluşlarının da bu merkezlerde şubeleri bulunmaktadır Son belirlemelere göre, yaklaşık 5 trilyon ABD Doları miktarındaki sermaye Off-shore’larda tutulmaktadır. Bu tutarın büyüklüğünü vurgulayabilmek için, 31 Aralık 1991’de dünyadaki bütün merkez bankaları rezervlerinin yaklaşık 1 trilyon ABD Doları olduğunu hatırlatmakta yarar vardır. kaynak : canaktan.org
Globalleşme süreci ile birlikte global yolsuzluk sorununun da eskisine oranla çok daha büyük boyutlara ulaştığı görülmektedir. Bugün yolsuzluk sorunu pek çok ülkenin –özellikle az gelişmiş ve gelişmiş ülkelerin- karşı karşıya bulundukları en ciddi sorunlardan birisidir. Merkezi Berlin’de bulunan Uluslararası Şeffaflık Kurumu (Transparency International) adlı bir sivil toplum kuruluşu dünyanın çeşitli ülkelerinde yolsuzlukların boyutları konusunda her yıl bir araştırma yayınlamaktadır. Bu araştırmada yolsuzluklar bir ankete dayalı olarak ölçülmeye çalışılmaktadır. Uluslararası faaliyet gösteren şirketlerde yönetici olarak çalışan kimseler ve işadamları ile yapılan anketlerin sonuçları bir indekse dönüştürülmektedir. Bu indeks çerçevesinde hangi ülkelerde yolsuzlukların fazla, hangilerinde yolsuzlukların az olduğu ortaya konulmaktadır. Araştırmada her ülke ile ilgili olarak en az dört ayrı anket yapılmaktadır. Uluslararası Şeffaflık Kurumu tarafından açıklanan 2000 yılı yolsuzluk algılama indeksine toplam 90 ülke dahil edilmiştir. Sözkonusu indeks sıralamasına göre dünyada yolsuzlukların en yaygın olduğu ülkeler arasında başlarda yer alan ülkeler şunlardır: Nijer, Yugoslavya, Ukrayna, Azerbeycan, Endonezya, Angola, Kamerun. Türkiye, 90 ülke arasında yolsuzluğun en fazla yaygın olduğu ülkeler yönünden yapılan sıralamada 22. sırada yeralmaktadır. Dünyada yolsuzluğun en az görüldüğü ülkeler ise demokrasi ve piyasa ekonomisinin kurumsallaşmış olduğu Batı ülkeleridir. Uluslararası Şeffaflık Kurumu (Transparency International), “Yolsuzluk Algılama İndeksi” (Corruption Perception Index) dışında ayrıca dünya ihracatında belirli bir yeri olan başlıca ülkeler arasında “Rüşvet Verme Indeksi” (Bribe Payers Index) adı ile bir indeks geliştirmiştir. Sözkonusu indeksin amacı adından da anlaşılacağı üzere dünya ticaretinde ağırlığı olan ülkeler arasında rüşvet verme eğilimini tespit etmektir. 2002 yılında yapılan araştırmaya göre dünya dış ticaretinde önemli bir yeri olan başlıca 21 ülke arasında en fazla rüşvet verme eğiliminde olan ülkeler sırasıyla Rusya, Çin, Tayvan ve Güney Kore’dir.(Tablo X-10.) Tablo X-10 : Dünya İhracatında Önemli Yeri Olan Başlıca 19 Ülkede Rüşvet Verme Eğilimleri İndeksi (2002) Sıra No: Ülke Adı 1999 İndeks Puanı* 1 2 2 3 4 5 5 6 7 7 8 9 10 10 11 11 12 13 14 15 16 Avustralya İsveç İsviçre Avusturya Kanada Hollanda Belçika İngiltere Singapur Almanya İspanya Fransa ABD Japonya Malezya Hong Kong İtalya Güney Kore Tayvan Çin Rusya 8,5 8,4 8,4 8.2 8,1 7,8 7,8 6,9 6,3 6,3 5,8 5,5 5,3 5,3 4,3 4,3 4,1 3,9 3,8 3,5 3.2 (*) İndeks 0 ila 10 arasında değişen puanlardan oluşmaktadır. 0 en fazla rüşvet verme eğilimini, 10 ise en az rüşvet verme eğilimini ifade etmektedir. Not: İndeks puanı aynı olan ülkeler sıralamada da aynı konumda bulunmaktadırlar. Kaynak: Transparency International, 2002, Bribe Payers Index. http://www.transparency.org/cpi/2002/bpi2002.en.html Opasite Sorunu ve Global Düzeyde Ülkelere Maliyeti Dünyanın tanınmış yönetim danışmanlığı ve bağımsız mali denetim firmalarından birisi olan Price Waterhouse Coopers ilk kez 2001 yılında “Opasite İndeksi” adı verilen bir indeks geliştirmiş ve sonuçlarını kamuoyuna bir raporla açıklamıştır. Konumuz açısından önemi dolayısıyla bu çalışma ve sonuçlarını kısaca özetlemekte yarar görüyoruz. kaynak :canaktan.com
Çok uluslu şirketler genel merkezi belli bir ülkede olduğu halde, faaliyetlerini bir veya birden fazla ülkede kendi tarafından koordine edilen şubeler, yavru şirketler veya bağlı şirketler aracılığıyla ve genel merkez tarafından kararlaştırılan bir işletme politikasına uygun olarak yürüten büyük şirketlerdir. Bu şirketlerin yatırım, üretim, araştırma faaliyetleri ve personel politikası ile ilgili stratejik kararları ana merkezin bulunduğu genel merkezde alınmaktadır (Büyükuslu ve Kutal, 1996,29vd.) Globalleşme ve serbest ticaret ile birlikte çok uluslu şirketlerin de giderek büyüdükleri görülmektedir. Çok uluslu şirketlerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaptıkları yatırımların bu ülkelerdeki istihdam ve ekonomik kalkınma üzerinde olumlu katkılarının olduğu şüphesizdir. Ancak bunun yanısıra globalleşme ve serbest ticaret neticesinde çok uluslu şirketlerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ucuz işgücünü kullanarak emeği sömürdükleri ve aynı zamanda doğa ve çevre üzerinde tahrip edici sonuçlara sebebiyet verdikleri iddia edilmektedir. Çok uluslu şirketlerin sahip olduğu gücün ne derece büyük olduğunu Tablo X-9’daki veriler yardımıyla açıklamaya çalışalım. Tablodaki verilere göre çok uluslu şirketlerin 1 yıl içerisinde gerçekleştirdikleri satış hasılatı toplamı bazı ülkelerin GSYİH’sı ya da GSMH’sından daha büyüktür. Örneğin, Endonezya’nın 1994 yılında gerçekleşen GSYİH’sı 175 dolardır. Oysa sadece General Motors adlı Amerikan şirketinin aynı yıl içerisindeki satış hasılatı toplamı 169 milyar dolardır. Bu gerçekten çok uluslu bir şirketin inanılmaz bir güce sahip olduğunu ortaya koymaktadır. 1994 yılı verilerine göre Türkiye ve Danimarka’nın GSYİH toplamı ayrı ayrı yaklaşık 150 milyar dolar civarındadır. Oysa bir Amerikan otomotiv şirketi olan Ford şirketinin 1994 yılında gerçekleşen yıllık satış hasılatı 137 milyar dolardır. IBM, Unilever, Nestle, Sony gibi dev çok uluslu firmaların gücü bir çok devletin sahip olduğu katma değerden çok daha büyüktür. Yapılan tahminlere göre 1994 yılında en büyük 5 çok uluslu firmanın satış hasılatı toplamı 871 milyar dolardır. Oysa tüm az gelişmiş ülkelerin aynı yıl içerisinde gerçekleşen GSYİH tutarı sadece ve sadece 77 milyar dolardır. Tüm Afrika ülkelerinin GSYİH toplamının 246 milyar, tüm Güney Asya ülkelerinin ise 451 milyar dolar civarında bir katma değer yarattıkları tahmin edilmiştir. Bu ölçüde devasa güce sahip bulunan çok-uluslu şirketlerin merkezi birkaç ülkede odaklanmaktadır. Tablo-X-9 ‘a bakıldığında dünyada çok-uluslu şirketlerin önemli bir kısmının ABD, Avrupa ve Japonya’daki şirketler olduğu anlaşılmaktadır. Tablo X-9: Globalleşme ve Çok Uluslu Şirketlerin Genişleyen Gücü (Milyar Dolar 1994) Ülke ve Şirketin Adı Toplam GSYİH Toplam Şirket Satışları Endonezya General Motors 174,6 168,8 Türkiye Danimarka Ford 149,8 146,1 137,1 Güney Afrika Toyota Exxon Shell 123,3 111,1 110,0 109,8 Norveç Polonya IBM 109,6 92,8 72,0 Malezya Venezuela Pakistan Unilever Nestle Sony 68,5 59,0 57,1 49,7 47,8 47,6 Mısır Nijerya 43,9 30,4 En Büyük 5 Çok Uluslu Şirket 871,4 Az Gelişmiş Ülkeler 76,5 Güney Asya 451,3 Afrika 246,8 Kaynak: UNDP, Human Development Report, 1997, s. 92. Globalleşme sürecinde şirket birleşmeleri ve şirketlerin el değiştirmesi işlemlerinin de giderek yoğunlaştığı görülmektedir. Herhangi bir işletmenin başka bir işletmenin gerçekleştirdiği faaliyet veya işlerin bir kısmı veya tamamı üzerinde kontrol sağlaması ya da diğer işletmeyi satın alması olarak tanımlanabilecek şirket birleşmeleri ve satın alma faaliyetleri global düzeyde 1990 yılında 150 Milyar Dolar iken 1999 yılında 720.1 Milyar Dolara yükselmiştir. (UNCTAD,2000:108.) Ulusal, bölgesel ve uluslararası alanda dış ticaret ve yabancı sermaye alanlarında gerçekleştirilen serbestleştirme faaliyetleri[ii], ülke düzeyinde sermaye piyasalarının serbestleştirilmesi ve deregülasyonu ve özelleştirme uygulamaları ve ar-ge maliyetlerinin ve risklerin artması ve yeni bilgi teknolojilerinin devreye girmesi gibi teknoloji ile bağlantılı değişiklikler sonucunda global düzeyde şirket birleşmeleri ve şirketlerin el değiştirmesi faaliyetleri artmaktadır. Firmalar, globalleşmenin getirdiği rekabet baskısının üstesinden gelebilmek için ulus-ötesi üretim faaliyetlerini diğer araçlara göre hız ve müseccel varlıklara erişim açısından daha avantajlı olan şirket birleşmeleri ve şirketlerin el değiştirmesi yoluyla gerçekleştirmektedirler. Bunun yanı sıra, firmalar, yeni piyasalara erişme, piyasada güç ve üstünlük sağlama; oluşan güç birliği yoluyla verimliliklerini artırma; işletme büyüklüğünü global düzeyde etkin olacak düzeye çıkarma; ortaya çıkan riskleri yayma ve yeni fırsatları değerlendirmek amacıyla bu faaliyetlere girişmektedirler. (UNCTAD, 2000:16.) (Bkz:UNCTAD, 2000,154.) Şirket birleşmeleri ve şirketlerin el değiştirmesi, teknolojik kapasite ve yeteneklerde değişiklik yapmaksızın firmalar arasında üretim faaliyetlerini yeniden tahsis ederek maliyet tasarrufu meydana getirebilir (üretimin rasyonelleşmesi), üretim miktarında toplamda bir artış oluşturarak ortalama maliyetleri azaltabilir (ölçek ekonomileri), maddi ve gayri maddi müseccel ya da gizli varlık ve bilgilere erişimi (taşma etkisi) ve ar-ge’ye yönelik kaynakları artırabilir (teknolojik ilerleme), bazı ara malları ve faktör fiyatlarında ve sermaye maliyetinde tasarrufa yol açabilir (satın alma ekonomisi) ve firma içi verimsizliği ve ataleti (yönetimsel verimsizlik-X-inefficiency[iii]) ortadan kaldırabilir. (Roller et all. 2000.) Ancak, şirket birleşmeleri ve şirketlerin el değiştirmesi sonucunda piyasada bir veya bir kaç firmanın tekel veya oligopol oluşturması sonucu rekabette azalmaya yol açar. 1990’lı yıllarda “şirket evlilikleri” ve “şirket satın alımları”nın çok yaygın bir hal aldığı görülmektedir. Sadece 1997 yılında uluslar arası alanda şirket birleşmeleri ve satın alımları için 1.6 Trilyon Dolar harcama yapıldığı tespit edilmiştir. Birleşme ve satın alma anlaşmalarının 58’inin bedeli bir milyon dolardan daha fazla olmuştur ve çoğu mal ve hizmetler, telekomünikasyon, sigorta, yaşam bilimleri ve medya alanlarında gerçekleşmiştir. (Ellwood, 2002:56.) kaynak : canaktan.org